Ara

Meltem'den Esintiler

Farkındayım farkındayım..

Hani hep denilir ya “Bu da geçer, bunu da atlatırsın”. İnsan yaş almaya başlayınca öyle kolay olmuyor o işler..

Düşünüyorsun, düşündükçe sandıklar içine kapattığın neyin varsa seni sarıp sarmalıyor, bir bakmışsın dört yanın kaos, her bir yanın cehennem.

Tutunacak dal arıyorsun kendince, inanacak birşeyler, bağlanılacak nesneler… Bulamıyorsun.

Girdap içerisine almış bir kez, sürükleniyorsun. Boğulurken farkına varıyorsun ancak yaşadığının, nefes aldığının, zamanın su gibi aktığının…

Susuyorsun artık, içindeki anlamsız karmaşaya kulak verip çözmek; bu gereksiz uğultuyu bir an önce susturabilmek için susuyorsun.

İçinde ne yaşadığından habersiz olanlar değiştiğini söylüyorlar, anlatmaya çabaladığında ise bahanelere sığındığını…

Eskisi gibi olamıyorsun; içindeki sesleri susturacak gücü ilk defa kendinde bulamıyor, yenilgiyi kabulleniyorsun.

Zoruna gidiyor bu kabulleniş, bu sen SEN değilsin, sen de çok iyi biliyorsun.

Canın yansın istemiyorsun artık, çabalamak boş geliyor sana, çabalamak nafile.

Usulca denize karşı oturup tüm içinde birikenleri bir an olsun boşaltmayı düşünüyorsun.

İçindeki çocuk geri gelsin, çocukça gülümsemeler yeniden yerini bulsun istiyorsun.

Kabuğuna çekiliyorsun bir kaplumbağa misali, korunaklı limanında içindeki küçük kızı bulmak adına.


“Ben kimim?”
diyorsun kendine “Neredeyim?” “Napıyorum?”

Sorgulamalarınla kendi kabuğuna iyice sığınıyorsun.

En son farkına varıyorsun.


“Yaşamının mürekkebi de sensin, kağıdı da…”

Ne varsa sende gizli, derdin de sensin dermanın da.

Huzurla doluyor yüreğin, dudaklarında bir Sezen şarkısı, mırıldanıyorsun sonra:


“Bu kızı yeniden büyütmeliyim
 Kor ateşlerde yürütmeliyim
 Değirmenlerde öğütmeliyim
 Farkındayım farkındayım
 Kazanmalı, kaybetmeliyim
 Aşk uğruna harp etmeliyim
 Bu kızı yeniden büyütmeliyim
 Farkındayım..”

0253
301216

M.

 

 

 

Bazen bulabilirsiniz bu ritmi

Bir martının uçuşunda,

Oradan oraya

yetişmeye çalışan insanların

tatlı telaşında,

Gün batımında

İstanbul’da…

Antalya’da

hazanın yaprak dökümünde,

Ankara’da

kar tanelerinin düşüşünde..

Şehirler değişir,

Ritimler,

Müzikler,

Kuşlar,

Mevsimler…

Hatta biz de değişiriz.

Varsın olsun

Hatırda kalan tek şey

ufak bir melodiden

Kendini gelecek ve geçmişle

İç içe

kucaklanmış bir halde

Bulmak

Olsun….

m

171116

Bir Küçük Bildiri!

Bir süredir karalamadım yine farkındayım..

Fakat yeni adımlar atarken, yeni bir yola başlarken insan önem verdiği şeylerin listesini değiştiriveriyor işte:)

Ben de daha çok kişiyle buluşmak adına Instagram ve Facebook üzerinden hesaplar açmış bulunmaktayım :)))

Instagram’da @breezeofminebookstagram ve @breezeofmineblog kullanıcı adlarıyla, Facebook’ta ise https://www.facebook.com/breezeofmine üzerinden sizlerle buluşma niyetindeyim.

Takip ederseniz sevinirim.

Yeni alanlarda hep bir arada olmak  ve hep paylaşmak niyetiyle ..

Sevgiler:)

M.

171116

 

 

Havva’nın Üç Kızı Hakkında📚


Bir kitabın daha sonuna gelmiş olmakla birlikte,   haddim olmayarak bitirdiğim kitap hakkında küçük yorumlar yapmak istiyorum bu akşam 🤗
“Havva’nın Üç Kızı”

Elif Şafak ‘ın tam anlamıyla okuduğum tek kitabı ✌

Daha önce “AŞK” ı okumaya çok uğraştım fakat anlatımı ilgi çekici gelmediğinden, 100.sayfaya gelmeden bıraktım bir kenara. ( -ki genelde bir kitabı bırakmak için ilk 100 sayfasını okuyup öyle karar veririm)
 
“Havva’nın Üç Kızı” nın gerek liste başı olması, gerekse okuyan arkadaşlarımın tavsiyesi üzerine okumaya başladım📚

✒Anlatım akıcı, olay örgüsü aktif-sürükleyici

✒İnsanı kendini sorgulamaya iten kısımlarıyla daha ilgi çekici bir halde

✒Fakat olay akışına göre finali biraz sönük bulduğumu belirtmeliyim, sonu için böyle düşünmemiştim 😔

✒Altını cizdiklerimin en etkili olanı ise:

👑 “Ben galiba hep araftayım. Belki de aynı anda çok fazla şeyi düşünüyor ama hiçbirini istemiyorum.”

İyi okumalar📚

Hayat Dedikleri …

Bir pencere kenarında, tüm dünyayı bir kuş misali gözlemektir, belki de hayat dedikleri..

Sessiz sedasız, beton yığınları arasında, gökyüzünü görmeye çalışmak,

Gökyüzüyle denizin buluştuğu ufkun hayalini kurmaktır.

Ya da küçük bir çiçek olup, güneşi görünce açma hevesi…

Sarmaşıklar misali dolanmaktır belki de birbirinden ayrılmamacasına.

Belki de bir yaprak olup yeşilden sarıya, sarıdan  kahveye değişimini yaşayıp, düşmektir.

Oradan oraya savrularak, hala nefes aldığını sanmaktır..

17.10.16

01.14

(Fotoğraf: Meltem Kolsuz – Han Karakoy )

Merhaba Eylül !


Hoşgeldin Eylül..
Ve uçuşan sarı yapraklar .
Bir tutam hüzün, biraz da romantizm.
Kahvenin buğusu, uzun gece sohbetleri..
Sizler de hosgeldiniz
Ve sen,
Sonbahar
En çok da sen HOŞGELDİN💛

Meltem 

0043

010916

Mevsimler 

Renkler değişir. 

Ve mevsimler..

Sonbahar kış olur, kış ilkbahar.

Çiçekler açar, yaz gelir sıcak olur.

Sonbaharda ise yaprak dökümü.

İnsanlar da mevsimler gibi döngüsel değil midir aslında?

Umutlarımız ilkbaharda çiçek açan ağaçlar gibi yeşil iken, hayal kırıklıklarımız yaprak dökümü sarı, turuncu, kahve.

Sevinçlerimiz gökyüzü gibi mavi, üzüntülerimiz yağmur ıslaklığında..

Söylesenize her insan mevsimin ta kendisi değil midir?

İnsan mevsim, mevsim insan içinde
.

Öylesine mavi yeşil, bazen ise sarı kahve.

Mevsimlerden bahsetmişken, 16 sene öncesinden bir şarkı eşlik etsin bu karalamaya.

Göktan söylesin bu gece, biz eşlik edelim..

 https://youtu.be/mB6M18aOWMY


Kalbinizin yeşili ve mavisinin solmaması, hiçbir zaman kalbinize sonbahar uğramaması dilekleriyle..


İyi geceler.

M.
0242
100816

KÖRDÜĞÜM

“Bir kördüğüm ki içim 

 Çözdükçe dolaşıyor” 

İki kelimeyi bir araya getirip bir cümle kuracak kudreti bulamıyorum son günlerde.

Sebebi yok varsa da ben bilmiyorum zaten.

Kördüğüm gibiyim bu aralar bir çıkışı yok bu durumun.

Uyanık olduğum zamanlarda sürekli kendimle bir hesaplaşma içerisindeyim anlamsızca.

Sürekli bir şekilde sorguluyorum, kendi hayatım bir filmmişçesine gözlerimin önünden geçiyor.

Büyümek dedikleri bu sanırım ama bir yanımın büyümek istemediğine eminim.

Birçok ikilem arasındaymışım meğer, farkına yeni varıyorum.

Bardağın dolu tarafını görmek için kendimi zorluyorum, pollyannavari hikayeler yaratıyorum kafamda.

Olmuyor, yapamıyorum.

İlk defa bir şeyler zor geliyor bana hatta imkansız.

Bir hikaye yazıyorum esas kız var sadece.

Esas oğlan hiçbir zaman olmamış aslında.

Esas kıza bakınca da herşeyi yarım bırakılmış, bir türlü bütün olamamış.

Hikayenin sonu gelmiyor. 

Sonu gelmeyen hikayeler hep yarım.

Yarımları bir araya getirince de tüme varılmıyor hikayelerde, hep bir eksik hep bir noksan.

Yorgunum evet, fazlasıyla yorgun..

Fiziksel olsaydı keşke fakat beynimdeki onca apayrı sesle geçmiyor bu yorgunluk.

Sırtımda yarım hikayelerden bir heybe, oradan oraya savruluyorum işte.

Halim mecalim kalmadan, sessizce.

Bazen zamanı durdurup bağırmak, her şeye ve herkese “YETER!!!” demek geliyor içimden.

Olmuyor, bunu da yapamıyorum.

Kırık dökük neyim kalmışsa sessizlikte, kördüğüm olmuş, kör bir yolda ilerlemeye çalışıyorum.

İzsiz, işaretsiz..

M.


220616

0456

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑